Senetle İspat Zorunluluğu ve İstisnaları

Sanal Profesyonelliğe Adımınızı Atın !

T.C.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ

ÖZEL HUKUK ANABİLİM DALI

SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU ve İSTİSNALARI

Vildan PEKSÖZ

 

İÇİNDEKİLER

KISALTMALAR

GİRİŞ

2. MUKAYESELİ HUKUKTA SENETLE İSPAT

3. MECELLE’DE SENET ve SENETLE İSPAT

4. HUKUKUMUZDA SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU

4.1. Belge

4.2. Senet

4.3. Senet Çeşitleri

4.5. Resmi ve Adi Senetlerin İspat Gücü

4.6. Resmi ve Adi Senetlerde Yazı veya İmza İnkârı

4.7. Senetle İspat Zorunluluğu

5. SENETLE İSPAT MECBURİYETİNİN İSTİSNALARI

5.1. HMK 203’teki İstisnalar

5.2. Delil Başlangıcı

5.6. Delil Sözleşmesi

5.7. Kadastro Mahkemeleri

6. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT MECBURİYETİ

7. SENEDE KARŞI SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN İSTİSNALARI

8. SAHTELİK HAKKINDA HUKUK ve CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ ETKİSİ

9. SENETLERİN ÜÇÜNCÜ KİŞİLERE KARŞI İSPAT KUVVETİ

SONUÇ

KAYNAKÇA

KISALTMALAR

A.g.e. :Adı geçen eser

A.e. : Aynı eser

BK :Borçlar Kanunu

Bkz :Bakınız

Bs :Bası

CISG : Contract on International Sales and Goods

HUMK :1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu

HMK :6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu

m. :Madde

NK :Noterlik Kanunu

Örn. :Örneğin

UCC :Uniform Commercial Code

vd. : ve devamı

GİRİŞ

İhkak-ı hak -kişilerin haklarını kendileri elde etmeleri- hukukumuzda yasaklanmıştır, çünkü devletin egemenlik gücü buna izin vermez. Usul kuralları devletin egemenliğiyle sıkı ilişki içerisindedir. Çünkü taraflara iddia ettikleri haklara kavuşma yolunu yargılama prosedürü çizer ve yargıç da bu prosedür sonunda karar vererek adaletin tesisini sağlar.

Mecelledeki hükümler hâkiminin, hakîm, fehîm, müstakîm, emîn, mekîn, metîn olması gerektiğini ifade eder (Mecelle m. 1792). Çünkü hâkim yargılamadaki konumu itibariyle adaletin tesis edildiği yerdedir. Adil yargılanma hakkına (AİHS m.6) riayet edilerek muhakeme süreci tamamlanmalı ve maddi gerçek elde edilerek hak sahibine hakkı tesis edilmelidir. Kuvvetler ayrılığı ilkesinin bir tarafı olan yargı devletin erklerinden biridir ve yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır. Hak sahibine hakkı adaletin tecelli bulduğu şekilde tesis edilince vatandaşın devlete olan güveni ve bağlılığı da artacaktır. Bu açıdan usul kuralları devletin egemenlik gücüyle bağlantı içerisindedir.

Medeni Kanunumuzun 6. maddesi gereğince taraflardan her biri hakkını dayandırdığı olguların varlığını ispat külfeti altındadır. Tarafların ispat yüküyle ilgili konuşurken ispat yükümlülüğü olduğunu söylemeyiz, çünkü ispat etmeleri kanun tarafından onlara yüklenmiş bir vecibe değildir. İspat etmedikleri takdirde iddia ettikleri hakka kavuşamayacaklar, belki de borç ödemek zorunda kalacaklardır. Ancak ispat etmedikleri için hukuk onları bir yaptırıma tabi tutmaz. Medeni usul hukuku biraz da ispat hukuku, delil hukukudur. Çünkü, taraflar karşılıklı olarak hak iddia ederler ve bu haklarına kavuşabilmeleri için iddialarını delillerle ispatlamaları gerekmektedir.

Delillerle ilgili iki sistem kabul edilmiştir, birincisi yargılamada kullanılacak delillerin tek tek sayıldığı ve kanunda sayılanlardan başka delilin kullanılamadığı Almanya’da uygulanan katı delil sistemi iken ikincisi ise Türk hukukunda da geçerli olan serbest delil sistemidir ki bu sistem içinde deliller belirtilmiş olsa da bir sınırlama yapılmamıştır, kanundan düzenlenmemiş deliller de gösterilebilecektir[1]. Delillerin nasıl değerlendirileceğine ilişkin olarak yapılan ayrıma göre de kanuni delil sisteminde hakim kesin delillerle bağlıdır ancak delil serbestisi durumunda hakimin takdir yetkisi vardır ve delillerle bağlı değildir[2]. Hukukumuzda senet, yemin ve kesin hükümden oluşan kanuni delillerle hâkim bağlıdır, bu delilleri değerlendirirken takdir yetkisini kullanamaz ve hâkim ispat edilen duruma göre karar vermelidir. Takdiri deliller ise tanık, bilirkişi, keşif ve ispata elverişli her şeydir. Takdiri delillerin hâkimi bağlayıcı gücü yoktur, hâkim bu delilleri değerlendirip kendisinde oluşan kanaate göre karar verecektir.

Medeni muhakemede hakimin durumu ceza muhakemesine göre daha pasiftir, zira hakim re’sen harekete geçmeyip tarafların iddia ve savunmalarıyla bağlı olarak taraflarca getirilme ilkesine uygun bir şekilde delilleri serbestçe takdir edecektir. Maddi gerçeği aramakla birlikte daha şekli bir inceleme yapan medeni muhakeme hukuku deliller bakımından da ceza muhakemesinden ayrılır. Kanuna aykırı olmadıkça her şeyin delil olabileceği ceza muhakemesinden medeni muhakeme kesin delillerle ispat zorunluluğunu düzenleyerek her şeyin delil olabileceğini benimsememiştir.

Hakimin takdir yetkisi olmadığı ve tarafların kesin delille ispat mecburiyetinde olduğu bir düzenleme olan senetle ispat mecburiyeti HUMK’taki haline ciddi benzer şekilde HMK kapsamına da alınmıştır. Genel gerekçede bu durum şöyle ifade edilir: "Akdeniz ülkeleri olan Fransa, İtalya ve Yunanistan hukukunda da senetle ispat kuralı korunmaktadır. Yaklaşık yüzeli yılın üzerinde bir uygulaması olan ve uygulamada herhangi bir şikâyet konusu olmayan senetle ispat kuralı Komisyonumuz tarafından da çoğunlukla kabul edilmiştir.” Medeni usul hukukunda senetle ispat kuralından vazgeçilirse, maddi hakikate daha kolay yaklaşılabileceği yönünde görüşler[3]olsa da biz senetle ispat zorunluluğunun medeni usul hukukunda gerekli olduğu kanısındayız.

Senetle ispat mecburiyetini Fransa’da doktrinin çoğunluk görüşü kamu düzeninden kabul etmiştir. Aynı fikirde olan Berkin de senetle ispat mecburiyetinin kamu düzeninden olduğunu ve tarafların delillerini önceden ve serbestçe tayin etmelerinin kamu düzenine aykırılık teşkil ettiğini savunur[4]. Kanımızca senetle ispat mecburiyeti kamu düzeninden değildir, kamu düzeninden olsaydı tarafların bu yasağı bertaraf edecek nitelikteki delil anlaşmalarına kanun cevaz vermez ve hakim de bu anlaşmalarla bağlı olmazdı. Kamu düzeninden olan alanlar tarafların tasarrufta bulunamayacakları alanlardır. Halbuki senetle ispat mecburiyeti olsa da bu alanlarda taraflar tasarrufta bulunabilmekte, istisnalar düzenlenebilmekte, müddeabihle ilgili de tarafların tasarrufları söz konusu olabilmektedir. HMK 200. maddede senetle ispat zorunluluğu düzenlenmiştir. Belirtmek gerekir ki senetle ispat zorunluluğu kesin delille ispat zorunluluğunu ifade eder. HUMK döneminde de kanun senetle ispat diyerek kesin delille ispatı ifade ederken, HMK’da da aynı düzenleme bulunmaktadır. Bu durum senedin en önemli kesin delil olmasından kaynaklanmaktadır.

Bu çalışmamızın konusu senet, senetle ispat zorunluluğu ve istisnalarıdır. Çalışmamıza senetle ispat zorunluluğunun gerekçelerini, senetle ispat zorunluluğunun tarihini ve diğer ülkelerdeki senetle ispat zorunluluğunu inceleyerek başlayacağız. Daha sonra senet ve belge kavramına, senetle ve senede karşı senetle ispat zorunluluğuna ve istisnalarına değineceğiz. Bu konuları 1086 sayılı HUMK ve 6100 sayılı HMK’ya göre mukayeseli olarak inceleyeceğiz.

1.SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞUNUN GEREKÇELERİ

HUMK İsviçre’nin Neuchatel Kantonundan aldığımız bir medeni yargılama kanunuydu. Usul kanunumuz İsviçre’den alınmasına rağmen, ispat kurallarımız Fransa’dan alınmıştır[5]. Bir zamanlar "Şehadetle yazılı delilin karşılaşması halinde şehadetin tercih edilmesi gerektiği” söylenen Fransa’da çok önemli bir yere haiz olan tanık delili Ordonnace de Moulins ile kısıtlanması yoluna gidilmiş ve yüz liradan yukarı her iddianın senede bağlanması ve senede karşı iddiaların da ispat sınırı şartı aranmadan senetle ispat zorunluluğu getirilerek günümüzün senetle ispat zorunluluğu kuralının temeli atılmıştır[6]. Nitekim Postacıoğlu’nun ifade buyurduğu üzere önemli sözleşmelerin yazıyla yapılması adet haline gelmiş olmasından dolayı Ordonnace de Moulins ile uygulanan teamüller kanunlaştırılmış olmuştur. Mecellede de önemli bir delil olan tanık delili günümüzde çürük delil, itibarsız delil olarak görülmektedir.

Tanık delilinin yerini senetle ispat mecburiyetinin almış olmasını Postacıoğlu’ndan naklettiğimiz şu alıntıyla gerekçelendirmek istiyoruz:

"Hakiki olmaktan ziyade cemilekâr şahitler bulmak tehlikesi bazen kanun ve hâkimler tarafından itimatsızlıkla karşılanmıştır. Diğer cihetten şahitlerin hüsnüniyet sahibi oldukları kabul edilse bile, şehadetle ispatın tahdidi dâvaların miktraını azaltmak için bir çaredir.İnsanın hatadan salim olmıyan hâfızası, akitler tarafından kullanılan şüpheli tabirler ve sonra bizzat anlaşmanın mudil olabilecek muhtevası bu delil şeklinin sıhhat ve emniyet arzetmesine manidir.”[7]

Akdeniz ülkelerinin benimsemiş olduğu senetle ispat kuralı, tahmin edileceği üzere yalancı tanık tehlikesinin etkisiyle kabul edilmiştir. Küçük yerlerde insanlar birbirlerini tanıdıklarından yalan tanıklık yapma tehlikesi oldukça azdır, ancak büyük şehirlerde aynı sokakta oturanlar bile birbirini tanımazken yalan tanıklık yapmak çok daha kolay olacaktır. Küçük yerlerde oturan insanlar da aralarında çıkacak uyuşmazlık korkusuyla doğruyu söylemekten imtina edebilirler. Ayrıca insan zihni gördüklerini, duyduklarını karıştırabilir, unutabilir; bundan dolayı söyledikleri gerçeğe muhalif de olabilir.

Senetle ispat mecburiyeti mahkemelerin işini de kolaylaştırmakta, yargılamayı daha hızlı ve pratik olarak neticelendirmekle iş yükü fazla olan mahkemelere bir hafifleme sağlamaktadır. Çünkü tanığın dinlenip, soru sorulması hâkimin zamanını alır ve hâkimi yorabilir. Senette yazılılık unsuru hayli önemlidir, bu yüzden matbaanın icadı, kâğıdın yaygınlaşması, okur yazarlığın artması da senet kullanımını yaygınlaştırmaktadır.

Konuralp delil ya da ispat unsurunun uyuşmazlığa ne kadar yakınsa güvenilirliği ve temsili niteliğinin de o kadar yoğun olduğunu ifade eder ve senedin güçlü bir ispat aracı olmasının altında politik bir gerekçe olan Fransa’da yasamanın yargıya güvensizliği olarak hakimin takdir yetkisinin kaldırılması amacı bulunduğunu ifade eder[8].

Üstündağ’a göre, senetle ispat zorunluluğunu ifade eden hükmün yalan şahitliği önleme, dâvalarda yalan şahitliğe meydan bırakmama ve tarafları yalan şahitliğin tehlikesinden korumak amacıyla getirilmiştir, yoksa mahkemelerin yükünü azaltmak ve kamu menfaati amacıyla getirilmemiştir[9].

Roma hukukunda delil serbestisi sisteminden kanuni delil sistemine doğru geçiş söz konusu olmuştur. Günümüzde resmi şekilde yapılan sözleşmelerin karşılığını Roma’da tanıkların huzurunda belli şekillerde yapılan sözleşmeler oluşturmaktaydı, çünkü yazının kullanımı yaygın değildi[10]. Tarihi arka plan da incelendiğinde insanların hukuki ilişkilerinde resmiyet kazandırma, somut belgelere dayandırma ihtiyacı söz konusu olmuş, tanık delilinin yalancı şahitlikten dolayı itibarı zedelenmiş ve yazının gelişmesiyle birlikte senet önemli bir delil niteliğini kazanmıştır.

2. MUKAYESELİ HUKUKTA SENETLE İSPAT

Case Law sistematiğini benimseyen, yani mahkeme içtihatlarıyla hukuku oluşturan Anglo-Sakson hukukunda bilindiği üzere yazılı hukuktan ziyade yargıçların davalara göre verdikleri kararlara dayalı hukuk meydana gelmiştir. Anglo- Sakson hukukunda delillerin serbestçe değerlendirilmesi esastır, ancak bazı hallerde senetle ispat zorunluluğuna benzer kurallar getirilmiştir. "…There the original contract was of a nature of which, under the Statute of Frauds, perforce must be in writing…”[11]Alıntıda geçen kısımda statute of Frauds olduğu durumlarda sözleşmenin yazılı şekilde yapılmak zorunda olduğu ifade edilmektedir, bu sözleşmelerin ispatı da ancak yazılı şekille söz konusu olabilir.

Parol evidence rule olarak geçen kural da senede karşı senetle ispat zorunluluğuna benzemektedir. Gianni v. R. Russel and Co. Inc. Kararında geçen ifadeler şu yöndedir: " All preliminary negotiations, conversations and verbal agreements, are merged in and superseded by the subsequent written contract and unless fraud, accident, or mistake be averred the writing constitutes the agreements and its terms cannot be added to nor substracted parol evidence”[12]. Statute of Frauds kuralına göre yazılı olarak yapılmış bir sözleşmeye karşı ileri sürülüne iddiaların da yazılı şekille yapılmış olmadıkça ispatının mümkün değildir. Yazılı sözleşmeyi değiştirdiklerini iddia eden taraf bu durumu ancak yazılı olarak ispat edebilir ki bu kural Parol Evidence Rule başlığı altında incelenmektedir.

Uniform Commercial Code- ABD yeknesak ticaret kanunu- 2-201A contract for the sale of goods fort he price of $ 5.000 or more is not enforceable by way of action or defence unless there is some record sufficiate to indicate that a contract for sale has been made between the parties and signed by the party against which enforcement is sought or by the party’s authorized agent or broker.Maddeye göre5000 $’ı geçen sözleşmelerin tarafların imzalarıyla yazılı şekilde yapılması gerekir ve ancak bu şekilde ispatı mümkündür. Uluslararası Ticaret Hukukunda Bill of Lading ile malik mülkiyet sahibi olduğunu ispat ederek taşıyıcıdan malları alabilecektir[13].

Avrupa Birliği kömür ve çelik topluluğu olarak kurulmuş ekonomik bir topluluktu ve ilerleyen aşamalarda siyasi bir birliktelikle birlikte hukuk birlikteliği de oluşturma çabası içerisine girdi. Nitekim Avrupa Birliği Hukuku olarak oluşmuş hukuk alanı ilk olarak Roma Antlaşmasıyla başladı ve Maastricht Antlaşması ve diğer antlaşmalarla birlikte en son halini 2010 yılında yürürlüğe giren Lisbon Antlaşmasıyla aldı. Avrupa Birliği Hukukunda ortak bir hukuk politikası oluşturulmakla birlikte ülkelerin kendi hukuk kuralları-AB hukukuyla birlikte- uygulanmaya devam eder. Ülkelerin kendi mahkemelerinde uyuşmazlıklar görülür. AB hukukunun üstünlüğü prensibi ise kendini hissettirir, nitekim AB hukukuna uymayan ulusal hukuk normları geçersiz olacaktır. Bununla birlikte tanıklar, belgeler, delil kavramı ve delilin benzer şekilleri tanımlanmayıp, ülkelerin kendi delil kurallarına göre yorumlanmasındaki alan açık bırakılmıştır[14].

"Transfer of Sovereign Power” olarak ifade edilen egemenlik gücünün devri anlamında üye ülkelerin Avrupa Birliğine kendi egemenlik güçlerini devretmiş olmalarına karşın deliller konusunda kendi düzenlemelerinin ön planda tutulması daha isabetlidir. Nitekim uyuşmazlıkların ülkelerin kendi kültürleri, ekonomik yapıları, insan profilleri, iklimleri dikkate alınarak ispatları değişmektedir. Yukarıda bahsettiğimiz üzere usul kuralları devletlerin egemenlikleriyle ilgilidir. Her ne kadar Avrupa Birliğinde üye ülkeler egemenlik güçlerini birliğe devretseler de egemenliklerini devretmezler ( Member States transfer their sovereing power to the Union, not their sovereignty). Dolayısıyla Avrupa Birliğinde delil ve ispat hukuku ulusallığını korumaktadır ve genel bir delil hukuku oluşturulmamıştır.

Fransa’da Code Civil ve Code de Commerce değiştirilirken senetle ispat mecburiyeti korunmuş ve bu hükümleri Fransa haricinde Hollanda ve İtalya Fransız kanunu benimsedikleri gibi, bu kuralları da aynen denecek kadar çok az farkla iktibas etmişlerdir[15]. Belçıka, Romanya, borçlar kanunu federal bir kanun olana kadar İsviçre’nin Fransızca konuşulan kantonları, Venezuella da senetle ispat zorunluluğunu benimsemişlerdir[16]. İsviçre hukukunda miktara nazaran hesap edilen özel bir ispat şekli kabul edilmemiştir[17].

3. MECELLE’DE SENET ve SENETLE İSPAT

Mecelledeki usul hükümlerini incelediğimizde hüküm sebeplerinin (esbâb-ı hüküm) yedi olduğunu görürüz: 1- Karîne-i katıa 2- Şehadet 3- İkrâr 4-Yemin 5- Yemînden nükûl 6- Kassâme (katilin bulunduğu yer ahalisinden elli kişinin keyfiyet mahsûsa üzre yemin etmesidir) 7-Alâ- kavlin ilm-i Kadı (Hakimin hususi bilgisini davada kullanmasıdır. Mecelle bu durumu delil olarak kabul etmemektedir)[18].

Mecellenin 1606. maddesinde şöyle denir: Nasıl ki lisân ile ikrâr eden kimse ikrârıyla mu’âhaze olunur ise yazı ile ikrar eden kimse dahi ol vechile ikrârıyla mu’âhaze olunur. Senedi yazılı ikrar olarak ifade eden Mecelle[19], her hatt ma’mûlün-bih (kendisi ile amel olunan) ve medâr-ı sübût-ı da’vâ (davanın son bulma sebebi) addetmek caiz olmadığı gibi hiçbir hatt ile amel olunmamak dahi ibtâl-i hakka (hakkın hükümsüz kalmasına) bais olarak caiz değildir.

Kitâbetle yani yazı ile ikrâr, lisan ile ikrar gibidir. Bir kimsenin kendi ikrarını ta’bîr-i âharla ikrarına delalet edecek yazıyı yazmak üzere âhara emr etmesi hükmen ikrardır ( Bir kimsenin kendi ikrarını başkasına yazdırması hükmen ikrardır ) ( m.1606, 1607).

Mecelle’nin 1609. maddesinde: Bir kimse kendisi yazıp yahut bir katibe yazdırıp da kendi imzasıyla mumzâ yahut kendi hatmiyle –mühürlemesiyle- mahtûm mühürlenmiş olarak âhara vermiş olduğu deyn (borç) senedi eğer mersûm ise, yani resm ve âdete muvâfık olarak yazılmış ve sâhibi-i imzâ veya hatm senedin muharrer bulunduğu lisâna âlim ve vâkıf ise ikrâr-ı bi’l-kitâbe olup takrîr-i şifâhîsi gibi muteber ve mer’i olur. Bir kimse kendisi yazıp ya da bir başkasına yazdırarak imza atıp veya mühürleyerek bir başkasına verdiği borç senedi usulüne uygun yazılmışsa, sahibinin imzasını taşıyorsa ve senedi imzalayan ya da mühürleyen senedin dilini anlıyorsa bu yazı ikrardır, sözlü ikrar gibi geçerlidir[20].

Hulâsa, Senet şa’ibe-i tezvîr ve şüphe-i tasnî’den berî olmazsa onunla amel olunamaz. Berî olursa onunla amel olunabilir.- Senet şüpheliyse davadaki işlemlere esas alınamayacaktır, davada kullanılabilmesi ve hakkın dayanağı olabilmesi için şüpheden uzak olması gerekmektedir. Şu üç senet yalan ve uydurma şüphesi taşımamaktadır:-şâ’ibe-i tezvir ve şüphe-i tasni’den berîdir:

-Deyn (borç) senedinin hem yazısı hem de imzâsı medyûnun (borçlunun) ise.

-Deyn senedinin yazısı başkasının ve imzâsı medyûnun ise

-Deyn senedinin yazısı kendisinin olup, zîrini mührüyle tahtîm etmiş ise mazmûn-ı (imza yerine borçlunun kendi mührüyle düzenen) senetle amel olunabilir[21].

Bir kimse diğer kimseye on altın borcu olduğuna dair iki sened verip de ikisi de imzasıyla mumzâ ve hatmiyle mahtûm bulunsa, ikisini de mukırr ve mu’terif olunca yirmi altın vermesi lazım gelir. " Borcum on altındır bir sened, diğerini mü’ekkiddir” demesine itibar olunmaz[22]. Ayrı ayrı verilen senetlerde ikrar edilen borçlar ayrı ayrı değerlendirilir ve ikisinin toplamı bir borç teşkil ediyormuş gibi düşünülmez, çünkü her senet ayrı delildir. Biri diğerinin yerine ikame olunmaz. Aynı kural mevcut medeni usul hükümlerimizde de uygulanır.

Senedin inkârı durumunda uygulanacak usul kuralını 1610. madde düzenlemiştir. Bir kimse imzasıyla, hatmiyle ve mühürlemesiyle bir kimseye vermiş olduğu borç senedinin hattı ve mührü kendisinin olduğunu itiraf ederken lakin borç benim değildir dese inkârına itibar olunmayıp borcu ifa etmesi gerekir. Şayet mühür veya yazı tanınmıyorsa istiktab olunarak (yazı yazdırılarak) bilirkişiye başvurulur. Yazı yazmaktan kaçınırsa önceki yazıları (tatbike medar hatt) getirilerek incelenir, mümkün olmazsa yazı yazmaya zorlanılır (Böyle bir hatt dahi bulunmasına zahir olan kitâbete icbâr olunur). Aşağıda HMK ile ilgili yapacağımız imza incelemesindeki açıklamalarımızla buradaki incelemenin benzerliğini görmekteyiz. Farklılıklar bulunmakla birlikte sistematik olarak birbirine benzeyen incelemede yazı olarak yapılan mecelledeki inceleme şimdiki usul hukukumuzda imza üzerinden yapılmaktadır. Günün koşullarıyla birlikte mühür uygulaması kullanılmamakta, yazının bilgisayar veya daktiloyla yazılmasıyla yazının borçlu tarafından yazılıp yazılmadığının incelenmesi fazla gerektirmemektedir. Borçlu itirazını yaparken borcum yoktur, senetteki imza benim değildir demektedir, yoksa senetteki yazıyı ben yazmadım diyerek borçlunun itirazı pek mümkün değildir.

1611. maddede senet borçlusunun ölümü durumunda mirasçıların durumu düzenlenmiştir. Bir kimse mersûm borç senedini verdikten sonra fevt olursa(ölürse), varisleri ol sened müteveffânın olduğunu mu’terif oldukları halde deyni (borcu) inkâr etseler bile ol deyni tereke-i müteveffâdan îfâ eylemeleri lazım gelir. Mirasçılar ölenin cüzi halefi olacaklarından senetteki borçtan dolayı sorumlu olacaklardır meğer ki ölenin terekesi olmasın. Muris terekede aktif kısım bırakmamışsa mirasçıların da senedi ödemeleri gerekmez.

Usul-i Muhakemat-ı Hukukiyede senetle ilgili hükümler Fransız hukukundan alınmıştı. Eski usul kanunumuza göre hukuki işlemlerin her türlü delille ispatlanması, senetle ispatlanabilmesi için işlemlerin senede bağlanmasının örf ve adet haline gelmesi gerekmekteydi. Şimdiki usul kanunumuzda ise kural senetle ispat iken örf ve adet halinde senede bağlanmaması bir istisna teşkil eder[23].

4. HUKUKUMUZDA SENET, SENETLE İSPAT ZORUNLULUĞU

4.1. Belge

1 Ekim 2011’de yürürlüğe giren yeni hukuk muhakemeleri kanunumuz mülga hukuk usulü muhakemeleri kanunumuzdan farklı olarak belge kavramını düzenlemiştir. HMK 199. maddeye göreuyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedir.Madde metninden de anlaşıldığı üzere belge kavramı senedi içine alan bir kavramdır, nitekim senet bir belgedir ama her belge bir senet değildir[24]. Gerekçede belirtildiği üzere senet kavramının tanımlanmasından kaçınılmış, ancak belge kavramı tanımlanmıştır.

Belge hukukumuzda yeni bir kavramdır, ancak senet HUMK zamanında da kanunumuzda yer almaktaydı (HUMK 287 vd.). Senet bilinen bir kavramdır ve senetle ilgili bir tanım yapılması bazı sınırlamalar da içereceğinden gelişmeler karşısında sıkıntılı bir durum oluşabilecektir. Belgenin tanımı yapılırken özelliklerinden ziyade nelerin belge olduğu hususu üzerinde durulmuştur. Örnekleme yoluyla yapılan bu sayım muhtemel ve müstakbel teknolojik gelişmelerle ortaya çıkabilecek delillerin belge olup olmadığı konusunda muhtemel kısıtlamalara engel olacaktır.

Belge uyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli olan bir "bilgi taşıyıcısı” dır. Yargılama hukukunda bu belgeler ispata elverişli oldukları ölçüde ve uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin olarak delil niteliğine haiz olacaklardır. Kanunda yazılı metin, çizim, görüntü, video şeklinde farklı niteliklerle meydana gelmiş belgeler sıralanmıştır. Elektronik ortamdaki maillerden, telefona gelen mesaja, fax metninden, fotoğrafa, güvenli elektronik imzayla düzenlenmiş elektronik ortamdaki verilere kadar uyuşmazlık konusu vakıaya ilişkin bilgi taşıyıcıları belge olarak kabul edilmiştir[25].

Belge kavramının tanımlanmasında yararlanılan Bilgi Edinme Hakkındaki Kanunun 3. maddesinin d bendi ise şöyledir:Belge: Kurum ve kuruluşların sahip oldukları bu Kanun kapsamındaki yazılı, basılı veya çoğaltılmış dosya, evrak, kitap, dergi, broşür, etüt, mektup, program, talimat, kroki, plân, film, fotoğraf, teyp ve video kaseti, harita, elektronik ortamda kaydedilen her türlü bilgi, haber ve veri taşıyıcılarını ifade eder.Bilgi Edinme Hakkındaki Kanuna benzer şekilde düzenlenen HMK maddesinin sayımı teknolojik gelişmelerin getirdiği delillerin muhakeme açısından hangi değerde olduğunun belirlenmesinde gerekli bir madde olduğu kanısındayız[26].

4.2. Senet

Belgeyle ilgili bu açıklamalarımızın ardından senet kavramına değinebiliriz. Senet bir kimsenin kendi aleyhine düzenlediği, yazılı olan ve imzasını taşıyan bir belgedir[27]. Senet kambiyo senetleri olan çek, bono, poliçe olabileceği gibi, kıymetli evrak olan varant, ipotekli borç senedi, irat senedi ya da bir borçlar hukuku sözleşmesi de olabilir. Bir kağıtta A’nın imzasını taşıyan ve A B’ye 200.000 lira borçludur metni de bir senettir. Nitekim BK 17 borcun sebebini ihtiva etmemiş olsa bile borç ikrarı muteberdir demektedir. Bu ibarenin bir kağıtta yazması şart değildir, deri parçasına yazılmış, taş üzerine oyulmuş ibareler de senet oluşturur[28].

Kişinin senet teşkil edecek belgeyi kendi aleyhine delil olma iradesi ile düzenlemesi gerekmez; senet metninin nasıl yazıldığı da önemli değildir: mürekkep, kurşun kalemle yazılabileceği gibi matbu bir metin de senet olabilir. Fotokopi metinler yazı olmadığından senet sayılmazlar ve fax metni de ayrıca imzalanmadıkça senet sayılmaz[29]. Fax metni bir belge niteliğinde olduğundan aşağıda açıklayacağımız delil başlangıcı kavramına dahil olabilir. İmzası fotokopi olmayan, ayrıca atılmış imzalarla oluşan belgeler ancak senet olabilir[30].

Senedin unsurlarını şöyle ifade edebiliriz[31]:

-Senet sayılan belgeninmütecessimolması, dış alemde somut bir varlık kazanması gerekir. Kağıda, tahtaya, betona, ağaca yazılmış olması senedin dış dünyada varlık kazanmasını sağlayacaktır.

-Senetyazılıolmalıdır. Ses kaydında geçen A B’ye 7000 TL borçludur ibaresi şartlarını taşıyınca bir belge iken, bu ifadenin kağıda yazılıp imzalanmasıyla senet meydana gelecektir.

-Senet borçlu tarafındanimzalanmış olmalıdır. İmza senedin borçludan sadır olduğunu ve yazılanların borçlunun iradesine uygun olduğunu ifade eder.

-Senet bir vakıa hakkındairade beyanıiçermelidir. Borçlu olduğunun açıklanması ancak bu borcun kaynağının belirtilmemesi de mümkündür. Soyut borç ikrarının muteber olduğunu ifade eden BK 17 bu duruma geçerlilik vermektedir. Önemli olan senette borçlu olduğunun şüpheye mahal vermeyecek şekilde ifade edilmiş olmasıdır. Şekille ilgili söylediğimiz durumlar irade beyanının ortaya konması için gerekli unsurlardır. Bu unsurlardaki eksiklik olması durumunda belge senet sayılamayacak, koşulları varsa delil başlangıcı olabilecektir.

HMK 206[32]imza atamayanların durumunu düzenlemiştir.İmza atamayanların mühür veya bir alet ya da parmak izi kullanmak suretiyle yapacakları hukuki işlemleri içeren belgelerin senet niteliğini taşıyabilmesi, noterler tarafından düzenleme biçiminde oluşturulmasına bağlıdır.Hükme göre mühür veya el ile yapılmış bir işaretin (örn: parmak izi) kullanılabilmesi için ilgilinin okuyup yazma bilmemesi ya da imza atmaya kuvveti olmaması gerekir (her iki kolu da olmayan biri). Bu şartları içermeyen mühür veya el ile yapılmış bir belge tasdik dahi edilmiş olsa geçerli sayılmaz[33]. İhtiyar heyeti veya mahallerindeki iki şahıs tarafından imzanın tasdik edilmiş olması gerekir.

HMK 207’ye göresenette tahrifat yapılması durumunda ayrıca onanmadıkça inkâr halinde göz önünde tutulamaz. Tahrifat çıkıntı, kazıntı veya silinti şeklinde olabilir. Mahkemece senedin geçerliliğine ve anlamına etkili olacak nitelikte görülürse senet kısmen veya tamamen hükümsüz sayılabilir. Senedin güvenilirliğine halel gelebilecek durumlara ilişkin olan bu hükümle kazıntı veya silinti ile ortadan kaldırılan senet kısmının dikkate alınması gerekir. Bu konuyla ilgili HUMK 298 hükmündeki düzenleme dili sadeleştirilerek muhafaza edilmiştir.

NK 81. maddesinde de noterlik işlemlerinde, ilgililerin imzasını ve noterin onayını taşımayan çıkıntılar geçerli değildir. Çıkıntılar el yazısı ile yapılamaz denmektedir. Resmi nitelikteki bir senette yapılan çıkıntılar NK 81’e uygun olarak gerçekleştirilmemiş olmakla beraber HUMK 298-HMK 207’nin aradığı gereklere uygun düşüyorsa bu çıkıntılar resmi senedin kuvvetine sahip olmamakla beraber bir ispat kuvveti taşıyacaktır. Ancak düzenlenen noter senedi sıhhat şartı olarak düzenleniyorsa çıkıntının geçerliliği için mutlaka 81.maddeye uygun yapılması gerekir[34].

4.3. Senet Çeşitleri

Senet düzenleme biçimine ve ispat gücüne göre adi senet ve resmi senet olmak üzere ikiye ayrılır, adi senetler bir makamın iştiraki aranmadan tarafların imzaladığı senetler iken resmi senetler noter senetleri, yabancı ülkelerde düzenlenen senetler, resmi makam ve mercilerce düzenlenen diğer belgelerdir[35]. Kanunlarda resmi olarak yapılmaları emredilen ve mercileri belirtilmemiş olan bütün hukuki işlemleri bu kanun hükümlerine göre yapmak yetkisi noterlere aittir (NK m.60). Bir belgeye resmi niteliğini noterler vereceklerdir. Noter senetleri düzenleme (NK m.84 vd) ve onaylama (NK m.90 vd.) şeklinde yapılabilir.

Düzenleme biçimindeki senetlerde noter ilgilinin isteğini yazar ve tutanağı kendisine okur, ilgili imzalar ve noter de imzalayıp mühürler, aslı noterde saklanır ( NK m. 84-86). Düzenleme biçimindeki senetler kayıtsız şartsız para borcu ikrarını içerirse İİK m.38’e göre ilâm niteliğinde olur ve ilâmlı takibe dayanak yapılabilir. Onaylama biçimindeki senetlerde ise senedin içeriği taraflarca ya da üçüncü bir kişi tarafından yazılabilir. İlgilinin imzasını noter kendi önünde atıldığını açıklayarak kendisi de senedi imzalar (NK m. 90-93). Yabancı ülkelerde düzenlenen senetler ve imza atamayanların hukuki işlemleriyle ilgili olarak yukarıda açıklama yapmıştık.

4.5. Resmi ve Adi Senetlerin İspat Gücü

HMK 204 ilamların ve resmi senetlerin ispat gücünü düzenlemektedir.İlamlar ile düzenleme şeklindeki noter senetleri sahteliği ispat olunmadıkça kesin delil sayılırlar. İlgililerin beyanına dayanılarak noterlerin tasdik ettikleri senetlerle diğer yetkili memurların görevleri içinde usulüne uygun olarak düzenledikleri belgeler, aksi ispatlanıncaya kadar kesin delil sayılırlar. Mahkeme, yukarıdaki belgelerden biri hakkında şüphe uyandıran bir hâl görürse, ilgili daireden açıklama isteyebilir.Resmi senetleri düzenleyen bu hükümden anladığımız şekilde aksi ispatlanıncaya kadar resmi senetler kesin delil olacaklardır. Gerekçede belirtildiği üzere mahkeme huzurunda yapılan sulhler, resmi vasiyetname düzenlenmesi, tereke tespiti gibi resmi belgeler de resmi senet kuvvetine sahiptir[36]. HUMK’tan farklı olarak onaylama şeklinde yapılan senetlerle yetkili memurların yetkileri dahilinde usulüne uygun düzenledikleri belgeler ile ilam ve düzenleme şeklindeki senetler farklı fıkralarda düzenlenmiştir. Gerekçesi ise konunun daha anlaşılır kılınması için yapılmış olmasıdır. Nitekim HUMK’taki düzenlemede noterlerin onaylama biçiminde yaptıkları senetler resmi senet niteliğinde değilmiş de sadece düzenleme şeklinde yapılan senetler resmi senetmiş gibi bir anlam çıkabilirdi. Ancak usulüne tevfikan tasdik ettikleri vesikalar kısmına noterlerin onaylama şeklinde yaptıkları senetler girer. Yeni kanun sistematik olarak uygun bir düzenleme yaptığı kanısındayız.

HMK 204 resmi senetlerin aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılacaklarını ifade etmiştir, HMK 205 ise adi senetlerin ispat gücünü düzenler.Mahkeme huzurunda ikrar olunan veya mahkemece inkâr edenden sadır olduğu kabul edilen adi senetler, aksi ispat edilmedikçe kesin delil sayılırlar.Adi senetler mahkeme huzurunda ikrar edilir yahut aşağıda inceleyeceğimiz üzere inkâr edilir de yapılan inceleme sonucunda inkâr edenden sadır olduğuna karar verilirse kesin delil sayılır. Adi senetlerin sahteliğinin iddiası resmi senetlerin ise sahteliğinin ispatı onları kesin delil olmaktan çıkarır[37].

Resmi senet güven uyandırmasından dolayı aksiliği iddia edildiğinde kesin delil olma vasfını kaybetmeyecek ve sahteliği ispatlanana kadar kesin delil olarak mahkeme işlemlerinde kullanılabilecektir[38]. Ancak sahtelik davası açıldığında bu dava bekletici mesele yapılır ve mahkemelerin birbirine aykırı kararlar vermesinin önüne geçilir. Adi senedin sahteliği iddia edildiğinde ise aşağıda belirtecek olduğumuz işlemler yapılacak ve yine senet mahkeme işlemlerine esas alınmayacaktır.

HMK 209/3 ve HUMK 317’de senede dayanarak verilmiş ihtiyati tedbirlerle ilgili düzenleme bulunmaktadır. Hükme göre, senede dayanılarak verilmiş ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasını etkilemez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir.

4.6. Resmi ve Adi Senetlerde Yazı veya İmza İnkârı

HMK 208 yazı veya imza inkârı başlığıyla sahtelik durumunu ifade etmektedir.Taraflardan biri, kendisi tarafından düzenlendiği iddia edilen bir belgedeki yazı veya imzayı inkâr etmek isterse, sahtelik iddiasında bulunmalıdır; aksi halde belge aleyhine delil olarak kullanılır.Sahtelik iddiasının taraflarca açıkça ileri sürülmesi gerekir, aksi halde bu delil aleyhine kullanılır[39].

Zira tarafların sahtelik iddiası söz konusu olmazsa delilin sahte olup olmadığını kanunda öngörülen haller dışında ayrı bir inceleme konusu olmayacaktır.Belgenin sahteliği iddia edildiğinde belgenin mahkemeye verildiği tarih yazılıp mühürlenerek, saklanması için mahkemece gerekli tedbirler alınır ( 208/2). Belgenin incelenmesinin isabetli olabilmesi için o anki durumunun korunarak saklanması gerekmektedir. Bu belge saklanarak mahkemedeki başka işlemlere de konu edilemeyecektir. Belgenin sahteliği ön sorun şeklinde ileri sürülebileceği gibi bu konuda ayrıca sahtelik davası da açılabilir. Bu davada evraka resmiyet kazandıran kişi de taraf gösterilerek karşı tarafla birlikte mecburi dava arkadaşı konumunda olur. Evrakı düzenleyen kişi olmadan resmi senet düzenlenemeyeceğinden, sahtelik davası açılırken de karşı tarafta resmi memurun da gösterilmesi ideal olanıdır[40]. Resmi senedin sahteliği ileri sürülürken sahtelik iddiası resmi senedin ancak resmi memur tarafından düzenlenen bölümleri hakkında mümkündür ve bu sahtelik iddiası ile noterin bir haksız fiil işlediği iddia edilir[41]. Resmi memur ilk görülen davada herhangi bir tarafta yer almamaktadır dolayısıyla ayrı dava açılmadan ön sorun olarak resmi senedin sahteliğinin incelenmesi davanın tarafı olmayan birinin davaya eklenerek iç içe dava olması gibi bir durum olacaktır ki medeni usul hukuku böyle bir imkân tanımamaktadır.Asıl davaya bakan hâkim, gerekirse bu konuda imza veya yazıyı inkâr eden tarafa, dava açması için iki haftalık kesin bir süre verir(208/4). Sahtelik davasının bekletici sorun yapılması gerekmektedir, çünkü sahtelik davasında verilecek olan karar ilk davanın sonucunu etkileyebilir. Bu hüküm HUMK 308, 310 ve 314’ün düzenlenmiş ve sistematikleştirilmiş halidir, ciddi farklılık içermemektedir.

Adi bir senetteki yazı veya imza inkâr edildiğinde bu konuda bir karar verilinceye kadar senet hiçbir işleme konu alınamazken resmi senetlerdeki yazı veya imza inkârında senetteki yazı veya imzanın sahteliği, ancak mahkeme kararıyla sabit olursa, bu senet herhangi bir işleme esas alınmaz (209/ 1-2)[42]. Resmi senedin işleme esas alınmaması için sahteliğinin mahkeme kararıyla sabit olmasının gerekmesi resmi senede duyulan güvenden kaynaklanan bir düzenlemedir. Mezkûr maddenin 3. fıkrasında düzenlenen senede dayanılarak verilmiş olan ihtiyati tedbir, o senet hakkındaki sahtelik iddiasından etkilenmez ve gerektiğinde senet sahibi haklarının korunması için yeni tedbirler talep edebilir düzenlemesi 1086 sayılı kanundan farklı bir durum ihtiva etmemektedir. Güvenli elektronik imzalı belgelerin inkârı halinde hâkim veriyi inkâr edeni dinledikten sonra bir kanaate varamamışsa bilirkişi incelemesine başvurur (m. 210). Güvenli elektronik imzalı belgeler teknik bilgi gerektirdiğinden uzman kişilerce yapılacak olan inceleme ile belgenin sahte olup olmadığı ortaya çıkacaktır.

Adi senetteki sahtelik incelemesi konusunda HMK 211[43]uygulanacaktır. Hükme göre tarafların eşitliği ve hukuki dinlenilme hakkına uygun olarak karşı tarafın da açıklamaları dikkate alınarak sırasıyla şu işlemler yapılacaktır. Hâkim yazıyı veya imzayı inkâr eden tarafa isticvap edileceğine dair meşruhatlı bir davetiye gönderir ve belirtilen günde hazır bulunmazsa inkâr etmiş olduğu belgedeki yazı veya imzayı ikrar etmiş sayılacağı bildirilir. İsticvaptan sonra bir kanaat edinememişse bu kişiye yazı yazdırıp imza attırarak (istiktap) belge ve diğer delilleri değerlendirir. Bu aşamada karar verilebilirse gerekçesiyle kararın verilmesi gerekir. Hakim kesin bir kanaate varamazsa bilirkişi incelemesi yaptırır, bilirkişi incelemesinden önce tatbike medar-karşılaştırmaya elverişli- yazı ve imza varsa ilgili yerlerden getirtilir. Bilirkişi bu yazı ve imzalarla o mahkemede elde edilen yazı ve imzaları esas alarak inceleme yapar. Bilirkişi gerek görürse tarafın huzurunda yeniden yazı yazmasını veya imza atmasını mahkemeden talep edebilir

İspat hukuku açısından önemli olan senet metninin sâdır olduğu kişiye aidiyetidir, kural olarak bu aidiyet imza ile belirlenir[44]. Kanun hükmünde yazının inkârından da bahsedilmektedir. Açıkçası buradaki yazı inkârı borçlunun senetteki yazıyı kendisi yazmadığından dolayı bir sahtelik iddiası değildir. Çünkü, senedin unsurlarından bahsederken kişinin borçlu olduğu yönündeki iradesinin yazılı olarak dış dünyada tecessüm etmesi gerektiğini ve borçludan sadır olmasının da kişinin imzasıyla söz konusu olacağını ifade ettik. Yazılılık unsurunda yazan kişinin mutlaka borçlu olması gerekmez. Bilgisayarda yazılmış bir metin de, matbu şekilde oluşturulmuş bir form da senet olabilir. Borçludan başka alacaklı da senetteki içeriği yazmış olabilir[45]. Ancak asıl önemli olan bu içeriği borçlunun imzasıyla kabul ettiğini göstermiş olmasıdır.

Adi senetlerde yazının inkârı ise, delil başlangıcında yazılılık söz konusuysa ve delil başlangıcının borçludan sadır olduğu iddiası yazılı olmasına dayanıyorsa söz konusu olabilir. Ancak maddede senet dendiği için ve delil başlangıcı senet olmadığından dolayı bu hüküm delil başlangıcında da uygulanabilir mi tartışılabilir. Beyaza imza atıldığında ve aradaki anlaşmaya aykırı olarak sözleşmenin doldurulduğunu borçlu iddia ettiğinde yazılı bir metinde borçlu ben bu yazıyı yazmadım diyorsa, hakim yine bu yazının borçlu tarafından yazılmış olup olmadığını HMK 209’daki durumda inceleyebilecektir. Böylece yazıyı borçlunun yazdığı kanaatini edinirse sahtecilik iddiasını reddedecektir.

Bir senedin sahte olduğu kararı kesinleşince senedin altına sahte olduğu yazılarak senet iptal olunur. Resmi senetlerde, senedin ilgili dairedeki aslı da bu yolla iptal olunur (m. 212). Sahte senedin iptaliyle ilgili HUMK 318 korunmuştur. Ancak haksız yere sahtelik iddiasında kısmen değişiklikler yapılmıştır. Sahtelik iddiası sonunda haksız çıkan taraf kötüniyetli ise bu sebeple ertelenen her bir duruşma için celse harcına ve talep halinde bu sebeple diğer tarafın uğradığı zararları tazmin etmeye mahkûm edilir. Resmi senetteki imza veya yazı inkâr edildiğinde, yukarıdaki harç miktarı iki katı olarak uygulanır. Bilirkişi incelemesi yapılmasına karar verilmesinden önce, tarafların sahteliğe ilişkin iddialarından vazgeçmeleri halinde, hâkim, tazminattan indirim yapabileceği gibi tazminata hükmetmeyebilir (m. 213).

Sahtelik iddiasında haksız çıkan tarafa yaptırım uygulanabilmesi için kötüniyetli olma şartı getirilerek haklı olabilecek olan sahtelik iddialarına engel olunmamaya çalışılmıştır. Diğer tarafın tazminat alabilmesi için zararını ispat etmesi gerekir. Madde HUMK 313, 319 ve 320’nin karşılığını oluşturmaktadır. HUMK sahtelik iddiasının sonunda tazminata hükmedilebilmesi için iddiada bulunanın kötüniyetli olma şartını aramamış, haksız çıkmasını yeterli bulmuştur. Ayrıca tazminata hükmolunmasından başka ertelenen duruşma için celse harcına karar verileceğine dair hüküm bulunmamaktadır. HMK’da ise HUMK 320’de yer alan sahtelik iddiasından feragatte mahkemenin feragati kabul edip etmemekte serbest olduğu hükmü yer almamaktadır. Kanımızca mahkeme feragatin kabul edilip edilmemesinde yine serbest olmalıdır.

4.7. Senetle İspat Zorunluluğu

Kanunun hakime delilleri serbestçe değerlendirme hakkı tanımadığı, delille bağlı olmasını öngördüğü hallerde kesin delille ispat zorunluluğu vardır. Senetle ispatın zorunluluğu kesin delille ispat zorunluluğunu ifade eder. Bu başlık altında senetle ispatın zorunlu olduğu halleri inceleyeceğiz.

6100 sayılı HMK’da 1086 sayılı HUMK’taki senetle ispat zorunluluğu halleri aynen kabul edilmiş, sadece parasal sınır değiştirilmiştir. HMK 200 HUMK 288 ve 289. maddelerin karşılığı olarak düzenlenmiştir. HMK 200[46]-Bir hakkın doğumu, düşürülmesi, devri, değiştirilmesi, yenilenmesi, ertelenmesi, ikrarı ve itfası amacıyla yapılan hukuki işlemlerin, yapıldıkları zamanki miktar veya değerleri ikibinbbeşyüz Türk Lirasını geçtiği takdirde senetle ispat olunması gerekir. Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma gibi bir nedenle ikibinbeşyüz Türk Lirasından aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz.HMK’da HUMK’taki düzenleme parasal sınır dışında aynen korunmuştur.Senetle ispat sınırı 2005 yılında tasarı komisyonundaki görüşmelerde beşyüz Türk Lirası olarak belirlenirken, aradan geçen altı yıl içinde paranın değer kaybı ve günümüz ekonomik koşulları içinde yüksek bir rakam olmadığı ve bu miktarda senet istenmesi aralarındaki ilişkiye zarar vereceği cihetiyle sınır ikibinbeşyüz Türk Lirasına çıkarılmıştır. Senetle ispat sınırının bu kadar yükseltilmesi ve belge kavramının senetle ispat zorunluluğunun bir istisnası olan delil başlangıcı olması senetle ispat zorunluluğunun uygulama alanını oldukça daraltılmıştır.Tanıkla ispat Cumhuriyet öncesi, Mecelle döneminde çok büyük öneme haiz iken günümüzde takdiri delil olan tanık çok fazla güvenilen bir delil değildir. Bu cümleden olarak takdiri delilin alanının genişletilip kanuni delillerin alanının bu kadar daraltılmasını ispat hukuku açısından isabetli bulmamaktayız.

Senetle ispat mecburiyetinin görünümü ikibinbeşyüz TL’yi geçen hukuki işlemler ile bu hukuki işlemlere karşı ileri sürülen iddialar içindir[47]. Senetle ispat mecburiyeti olabilmesi için bir hukuki işlemin ispatı söz konusu olmalıdır ve hukuki fiillerin senetle ispatı gerekmez[48]. Hukuki işlem hukuki bir sonucu elde etmek maksadıyla irade açıklamasında bulunmaktır[49]. Taraflar arasındaki karz akdi sözleşme kurulurken hazırlanmış bir senetle ispat edilebilecekken bir haksız fiilin önceden düzenlenmiş bir senetle ispat edilebilmesi mümkün olmayabilir. Hukuki işlemin borçlandırıcı işlem veya tasarruf işlemi olması arasında da bir fark yoktur, iki halde de şartları varsa hukuki işlemin senetle ispatı gerekir[50].

Aynı hukuki ilişkide tarafların farklı edimleri yerine getirmeleri halinde, her ikisinin edimini ispat şekli farklı olabilir. Bir hizmet sözleşmesinde işçi, edimi olan işi gördüğünü her türlü delille ispat edebilirken, işveren ödemeyi senetle ispat etmelidir. Çünkü işi yerine getirilmesi bir fiildir, bunun senetle ispatına gerek yoktur, lakin, ödeme borcu sona erdiren bir sebep olarak senetle ispat edilebilir[51].

Hukuki işlemin miktarı ve değeri yapıldığı andaki durumuna göre belirlenecektir. Davanın açıldığı andaki değer yapıldığı ana göre az bile olsa yapıldığı andaki değer 2.500 TL’nin üzerindeyse senetle ispatı gerekecektir. Ayrıca hukuki işlemin tümünün değerine göre bir belirleme yapmak lazım gelir. Kısmi dava açıldığında senetle ispatı gereken meblağ dava edilmese bile fazlaya ilişkin haklar da dahil edilerek hukuki işlemin bütünü üzerinden senetle ispat edilecektir. A’ya 10.000 lira borcu olan B, A tarafından daha sonra 8.000 lira borcundan ibra edilse dahi 2000 lira olan alacağını A senetle ispat etmesi gerekecek, B’nin de 8.000 liralık ibrayı yine senetle ispat etmesi lazım gelir. (Bir hukuki işlemlerin miktar veya değeri ödeme veya borçtan kurtarma(ibra) gibi herhangi bir sebeple 590 TL’yi aşağı düşse bile senetsiz ispat olunamaz).Bu hukuki işlemlerin aksinin de yine senetle ispat mecburiyeti vardır[52].

5. SENETLE İSPAT MECBURİYETİNİN İSTİSNALARI

5.1. HMK 203’teki İstisnalar

Senetle ispat mecburiyetinin istisnalarını HMK 203’teki haller, delil başlangıcı bulunması,delil sözleşmesi yapılması ve kadastro mahkemesindeki yargılama oluşturur[53]. Bu hallerde senetle ispat gerekmemekte, tanıkla yahut diğer takdiri delillerle ispat mümkün olabilmektedir. Bu halleri inceleyecek olursak:

1-Altsoy ve üstsoy, kardeşler, eşler, kayınbaba, kaynana ile gelin ve damat arasındaki işlemler[54]-Yakın akrabalar arasında yapılan hukuki işlemlerde senet istenmesi aradaki güven duygusunu zedeleyebilir. Bu yüzden yakın hısımlar arasındaki hukuki işlemlerin ispatında kanun koyucu senet mecburiyetinin istisnasını kabul etmiştir[55]. Burada eşler arasında evlilik birliği olduğu sırada yapılmış olan hukuki işlemlerde senetle ispat mecburiyetinin istisnası söz konusudur. Evlilik birliği daha sonra ortadan kalkmış olsa da hukuki işlemin yapıldığı anda resmi evlilik bağının olması gerekir. Bu maddedeki istisna senede karşı senetle ispat ikinci ana kuralının istisnası değildir. Zira yakın akrabalık ilişkisinde senet düzenlendiğinde manevi imkansızlık ortadan kalkmış olacağından, bu senede karşı ileri sürülecek iddiaların da senetle ispat edilmesi gerekir.

2-İşin niteliğine ve tarafların durumlarına göre, senede bağlanmaması teamül olarak yerleşmiş bulunan hukuki işlemler[56].Tarafların aralarındaki ilişkiye göre senet düzenlemeleri imkânsız olmalıdır. Nişanlılar arasındaki, evlât edinen ile evlâtlık arasındaki ilişki senet düzenlemede manevi imkânsızlık oluşturur.

3-Yangın, deniz kazası, deprem gibi senet alınmasında imkânsızlık veya olağanüstü güçlük bulunan hâllerde yapılan işlemler.

4-Hukuki işlemlerde irade bozukluğu ile aşırı yararlanma iddiaları-Hata, hile[57], ikrah ve aşırı yararlanma-gabin- durumunda senetle ispat mecburiyeti bulunmamaktadır, çünkü bu işlemlerin senede bağlanmasında maddi imkânsızlık vardır. Hilenin uygulanması diğerlerine göre daha fazladır.

5-Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları.-Tarafların muvazaa iddiaları istisna kapsamında değildir.

6-Bir senedin sahibi elinde beklenmeyen bir olay veya zorlayıcı bir nedenle yahut usulüne göre teslim edilen bir memur elinde veya noterlikte herhangi bir şekilde kaybolduğu kanısını kuvvetlendirecek delil veya emarelerin bulunması hâli.-Öncelikle senedin kaybolmasının ispatı gerekir ki bu durum tanıkla ispatı edilebilir, daha sonra da tanıkla hukuki işlem ispat edilebilecektir.

HMK 203. maddede HUMK 293 ve 294 tek madde altında düzenlenerek sistematik bir bütünlük oluşturulmuştur. Yeni düzenlemede HUMK’ tan farklı olarakcürümden mütevellit olsun olmasın tazminatı müstelzim fiillerbendi yer almamıştır. Tazminata müstelzim fiiller haksız fiillerdir ve haksız fiiller hukuki işlem olmayıp hukuki fiil[58]olduklarından ispatı için senet gerekmemektedir. Hukuki fiillerin bir istisna olduğunu düşünmemekteyiz, çünkü hukuki fiiller kuralın içerisinde değildir, senetle ispat mecburiyeti zaten hukuki fiilleri kapsamaz.

Hukuki işlemlere ve senetlere karşı üçüncü kişilerin muvazaa iddialarının tanıkla ispat edilebilmesi ise HUMK zamanında gerek Yargıtay kararlarında gerekse doktrinde kabul edilen görüştü. Bu bent yeni bir kural getirmemektedir, dikkat edilmesi gereken nokta tarafların ve haleflerinin muvazaa iddialarının senede karşı senetle ispat zorunluluğundan dolayı tanıkla ispat edilemeyip senetle ispat edilmesi gerektiğidir. Üçüncü kişilerin muvazaa iddiaları ise bu durumun dışındadır. HUMK 293.maddenin 5. bendinde akitlerde hata, hile, gabin, cebir ve ikrah vukuu durumunda tanık kullanılabilir, senetle ispat gerekmez ifadesi yer almaktaydı. Halbuki HMK irade fesadı halleri diyerek hata, hile ve ikrahı içerisine almasına rağmen cebiri hükmün kapsamı dışında bırakmıştır. Bir kişinin bir hukuk işlemi yapması için zorlanması durumunda (örn: elinin zorla tutulup imza atılması) iradesi olmadığından ve hukuki işlem de irade beyanı olmadan kurulamayacağından burada bir hukuki işlem yoktur. Bu yokluk hali de her türlü delille ispatlanabilir. Dolayısıyla HMK’nın cebri kapsamına almaması bir eksiklik oluşturmaz.

5.2. Delil Başlangıcı

HUMK 292’de düzenlenen yazılı delil başlangıcı senetle ispat mecburiyetine tanıkla birlikte kullanılınca bir istisna teşkil etmekteydi. Senetle ispatı lâzımgelen hususlarda tahriri bir mukaddimei beyyinemevcut olursa şahit istimaı caizdir. Mukaddimei beyyine müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla beraber bunun vukuuna delâlet eden ve aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen evrak ve vesaiktir.Yazılı delil başlangıcı[59]yalnız hukuki işlemlerin ispatında söz konusudur, nitekim kanun senetle ispatı lazım gelen hususlarda diyerek bu durumu göstermiştir. Senetle ispat zorunluluğu olmayan hususlarda yazılı delil başlangıcı delil olarak kullanılıp serbestçe değerlendirilebilir, ayrıca yazılı delil başlangıcı olarak bir hukuki nitelemeye tabi tutulması gerekmemektedir[60]. Senede karşı senetle ispat mecburiyeti olan hallerde de yazılı delil başlangıcının ibrazı ve tanık ikamesiyle iddia sabit kılınabilir. Burada yazılı delil başlangıcı ile tanık delili birleşince senet seviyesine ulaşmamakta yazılı delil başlangıcı takdiri delil haline gelmektedir. Yazılı delil başlangıcı bulunması, o konuyu takdiri delillerle ispat edilebilecek bir hale getirmektedir[61]. Nitekim HMK 202/1’inSenetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirdemekle murat ettiği de budur.

Yazılı delil başlangıcının[62]unsurlarını kanuni tanımdan üç olarak belirleyebiliriz. Yazılı delil başlangıcı a) evrak ve vesaik olarak b) aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmeli c) müddeabihin tamamen sübutuna kâfi olmamakla beraber bunun vukuuna delâlet etmelidir. Yazılı delil başlangıcının maddi unsuru olan yazılı olması-evrak ve vesaik- en önemli özelliğiydi. Ancak HMK’da getirilen düzenlemeyle yazılı delil başlangıcının –evrak ve vesaik- yazılı olma zorunluluğu kaldırılmıştır. HMK 202/2 şu şekildedir:Delil başlangıcı, iddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösteren ve kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belgedir.

Görüldüğü üzere kanun koyucu yazılı delil başlangıcının tahriri olma zorunluluğunu kaldırıp bu takdiri delilin ismini delil başlangıcı olarak belirleyerek bu delilin alanını hayli genişletmiştir. Çünkü yazılı olma unsuru bir ses kaydının yazılı delil başlangıcı olmasına engel olurken, yazılı olma zorunluluğunun kaldırılmış olmasından dolayı ses kaydı delil başlangıcı olabilecektir. Evrak ve vesaik unsurunun yerine belge kavramı kullanılmıştır.

Yukarıda belirttiğimiz HMK 199’da yer alanuyuşmazlık konusu vakıaları ispata elverişli yazılı veya basılı metin, senet, çizim, plan, kroki, fotoğraf, film, görüntü veya ses kaydı gibi veriler ile elektronik ortamdaki veriler ve bunlara benzer bilgi taşıyıcıları bu Kanuna göre belgedirhükmü esas alındığında senet niteliğine haiz olmayan bu tür belgeler şayet özelliklerini taşıyorlarsa delil başlangıcı olabileceklerdir. Delil başlangıcı olabilmenin şartı yazılı olma değil belge olmadır. Delil başlangıcının yazılı olma unsurunun kaldırılmasıyla belge olarak hukuki nitelendirilmesi yapılan delillerin tanıkla birlikte senetle ispat zorunluluğunu kaldırabileceği ortadadır. Haliyle bu durum senede ilişkin davalarda ciddi azalma görülebilir görüşümüzü haklı kılar niteliktedir.

Yazılı delil başlangıcının aleyhine ibraz olunan taraf canibinden verilmiş olmasını arayan HUMK’taki düzenleme günümüz Türkçesine çevrilerek muhafaza edilmiştir. Delil başlangıcının kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş veya gönderilmiş belge olması gerekir. HUMK’ta ifade edilen "aleyhine ibraz edilmiş olan taraf canibinden verilen”ibaresinde geçen verilen ifadesini daha geniş olarak yorumlamak gerekmektedir, nitekim Yargıtay da "delil başlangıcının mutlaka ilgiliye yöneltilmiş bir irade açıklamasını taşıyan bir belge olması şart değildir” demektedir vealeyhine ileri sürülen taraftan sadır olmaşartı yeterli görülmüştür[63]. Kişiden sadır olma şartında elyazısı veya imza yazılı delil başlangıcının kişiden sadır olduğunu ispatlardı. Çünkü böylece belge ile kişi arasında nesnel bir bağ oluşmaktadır. İmza veya yazı inkâr edilirse senetlerin inkârı halinde uygulanan kurallar yazılı delil başlangıcı açısından da söz konusu olacağından senetlerdeki gibi tanık dinlenemeyeceğine ilişkin gerekçeler yazılı delil başlangıcı açısından da geçerli olacaktır[64].

Yazılı delil başlangıcını kabul eden HUMK zamanında yazı, imza, parafla kişiden sadır olma unsuru gerçekleşiyordu, peki HMK’nın uygulanmaya başladığı 1 Ekim 2011’den sonra durum ne olacaktır? Belgenin yazılı olması ve delil başlangıcı niteliğine haiz olması durumunda HUMK’taki yazılı delil başlangıcının kişinin kendisinden sadır olduğunun kabulü için gerekli olan yazı, imza, paraf aidiyetinin yine aranması gerektiğini, ancak herhangi bir inkâr söz konusu olursa doktrindeki baskın görüş olan HUMK 309, HMK 211’e göre inceleme yapılması lazım geldiğini düşünmekteyiz. Fiziksel belgelerde kişiden sadır olma imza veya el yazısı ile sağlandığından kişi ile belge arasında fiziksel bir bağ kurulabilmektedir. Halbuki elektronik ortamdaki elektronik imza ile hazırlanmış belgelerde kişi ile belge arasındaki bağ farazi bir bağdır ve elektronik ortamdaki bir verideki elektronik imzanın inkârı durumunda bilirkişi ve diğer delillere başvurarak ayrıca 210. Maddedeki düzenleme de dikkate alınarak bir sonuca varılması gerekir[65].

Yazılı bir belge veya elektronik ortamdaki elektronik imzalı bir belgenin imza inkârı dışında, diğer görüntülü ya da ses kayıtlı belgelerin aidiyet unsuru inkâr edildiğinde kişi tarafından verilen veya gönderilen belge olup olmadığının bilirkişi ve diğer takdiri delillerle incelenmesi ve sonucunda belgenin delil başlangıcı olup olmadığı konusunda hâkimin kanaat getirmesi gerekir. Bilirkişi raporu sonunda hâkim belgenin kişiden sadır olduğuna kanaat getirirse delil başlangıcı olarak tanıkla birlikte sunulup iddianın ispatı mümkün olabilecektir.

İddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösterenifadesiyle kanun gerçeğe yakınlık unsurunu aramıştır. Gerçeğe yakınlık unsuru ise ispatı söz konusu olan hukuki işlemin bir veya birkaç unsurunu içeren deliller veya buna komşu vakıaları gösteren deliller tarafından sağlanabilir[66].

Borçlu tarafından el ile yazılmış ama imzasız olan bir senet, bilgisayarla yazılıp imzalanmamış ancak paraf atılmış belge, zamanaşımına uğramış bono, kişinin vergi beyannamesindeki borçları[67]delil başlangıcı teşkil eder. Belgenin hasımdan sadır olduğunun ispatlanamayacağı hallerde –tasdik edilmemiş mühürlü bir senet- delil başlangıcı teşkil etmez. Mührün hasım tarafından basılmış olup olmadığının ispatı objektif ölçüler içinde mümkün değildir[68]. Fax metni ayrıca imzalanmadıkça senet olmamakla birlikte bir delil başlangıcı niteliğinde olabilir.

Fotokopilerin delil niteliği ise oldukça tartışmalıdır[69]. Postacıoğlu fotokopinin yazılı delil başlangıcı olduğunu düşünmemesine karşılık, HMK’nın belge ve delil başlangıcı sistemiyle fotokopinin de delil başlangıcının özelliklerine haiz olması durumunda belge ve delil başlangıcı kavramlarına dahil olacağını düşünmekteyiz. Bu yüzden fotokopi bir borç ikrarında bulunan paraf veriyi bir belge niteliğinde tutarak delil başlangıcı yapabilecektir.

Ses kaydında ya da fotoğraf, video gibi delil başlangıcı niteliğindeki belgelerde aleyhine delil olarak kullanılacak kişi ya da temsilcisi aracılığıyla bu belgelerin verilmesi veya gönderilmesi gerekir, aksi halde delil başlangıcı niteliğinde olmazlar. Bu belgeleri mahkemeye sunan tarafın belgelerin delil başlangıcı olduğunu ve hasım veya temsilcisi tarafından kendisine gönderildiğini iddia ettiğinde hasım bu durumu inkâr ederse yukarıda belirttiğimiz gibi bilirkişi ve diğer delillerle bu belgelerin aidiyetini ispatlanacaktır. Diyebiliriz ki delil başlangıcının HMK 202’ye göre üç unsuru vardır: 1) Belge olmalı 2) Bu belge kendisine karşı ileri sürülen kimse veya temsilcisi tarafından verilmiş ya da gönderilmiş olmalı 3) Delil başlangıcı iddia edilen hukuki işlemi tam olarak ispat edemese de muhtemel göstermelidir.

HMK 202/1’desenetle ispat zorunluluğu bulunan hâllerde delil başlangıcı bulunursa tanık dinlenebilirifadesinde geçen tanık delilini geniş yorumlayarak her türlü takdiri delil demek daha isabetli olacaktır. Konuralp’e göre: (Yazılı) delil başlangıcının ispat gücü farklılık oluşturabileceğinden delil başlangıcı ile birlikte tanık dinletilmesinin zorunlu olup olmadığı duruma göre değişebilir. Delil başlangıcı komşu vakıaları içermesi halinde tanık beyanına başvurabilmek için yardımcı bir delil niteliği taşıyorsa tanık deliline başvurmak zorunlu olacaktır, ancak delil başlangıcı ispatı söz konusu hukuki işlemin unsurlarını ikna edici bir şekilde doğruluyorsa bu takdirde tanık beyanına başvurmak zorunlu olmamalıdır[70].

Nitekim HMKİddia konusu hukuki işlemin tamamen ispatına yeterli olmamakla birlikte, söz konusu hukuki işlemi muhtemel gösterendiyerek HUMK’tan ayrılmamış ve ispatına yeterli olmamasını delil başlangıcının bir özelliği olarak öngörmüştür. İspatına yeterli olması durumunda o belge delil başlangıcı olmaktan çıkacak ve koşulları varsa senet niteliğinde olacaktır[71]. Dolayısıyla ispat gücü ne kadar kuvvetli olursa olsun delil başlangıcının bir takdiri delil olduğunu, tanıkla birlikte ileri sürülünce ancak senetle ispat zorunluluğunu kaldıracağını düşünmekteyiz.

Üstündağ’ın ifadesine göre "Tahriri beyine başlangıcı bulunan hallerde hakim, kanaatini takviye için şahit dinleyebilir. Hatta hâkim bu durumda re’sen yemin de teklif edebilir.”[72]HUMK döneminde hakimin re’sen yemin teklif etme yetkisi vardı. Ancak HMK re’sen yemin teklif etme müessesini kaldırdı. Bu durumda hakim vakıanın ispatı konusunda delil başlangıcı ile birlikte başka bir takdiri delil değerlendirmesi sonucunda tam bir kanaate varamamışsa vakıa ispatlanamamış olacaktır. Çünkü delil başlangıcı ile tanık birleşince senet niteliğine haiz olmamaktadır, ikisi hâla takdiri delildir, bu yüzden de hakimin bu delilleri serbestçe değerlendirme yetkisi vardır. Senet kuvvetine hasıl olsaydılar hakim bu delillerle bağlı olacaktı. Dolayısıyla diyebiliriz ki artık hakim re’sen yemin teklif edemeyeceğinden vakıanın ispatı delil başlangıcı ve tanığın gücü suretinde söz konusu olacaktır.

5.6. Delil Sözleşmesi

Delil sözleşmesi ya mevcut delillerin daraltılması-bir konunun sadece belirli bir delille ispat edilebileceği- veya delillerin genişletilmesi -bir vakıanın ispatının kanunun öngördüğü deliller dışındaki delillerle de gerçekleştirilebileceği- şekillerinde yapılabilir[73]. Delil sözleşmesi dava açılmadan önce, dava açıldıktan sonra, duruşma esnasında dahi yapılabilir. Delil sözleşmesi yalnızca taraflarca hazırlama ilkesinin geçerli olduğu davalarda uygulama alanı bulabilir, çünkü re’sen araştırma ilkesinin uygulandığı davalarda tarafların talebine gerek olmadan her türlü delil incelenebilir[74].

HMK 193 delil sözleşmesini düzenlemiştir. Hükme göre:Taraflar yazılı olarak veya mahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyla kanunda belirli delillerle ispatı öngörülen vakıaların başka delil veya delillerle ispatını kararlaştırabilecekleri gibi; belirli delillerle ispatı öngörülmeyen vakıaların da sadece belirli delil veya delillerle ispatını kabul edebilirler.Taraflardan birinin ispat hakkının kullanımını imkânsız kılan veya fevkalade güçleştiren delil sözleşmeleri geçersizdir.Hükümden anlaşıldığı üzere zımni delil sözleşmesi yapılması mümkün değildir, taraflar ya yazılı olarak kendi aralarında ya da mahkeme önünde tutanağa geçirilerek delil sözleşmesi yapabilirler. HUMK’ta bu hüküm şöyleydi: İki tarafça muayyen deliller ile ispatı tahriren kabul edilmiş olan veya muhakeme esnasında olveçhile beyinlerinde karar verildiği ikrar olunan maddeler hakkında başka delil kabul olunmaz.Delil sözleşmesi sınırları ve türleri de belirtilerek yeniden düzenlenmiştir.İki kanun da delil sözleşmesinin geçerlilik şartını yazılı olmasına bağlamamıştır. Delil sözleşmesi sözlü olarak da yapılabilir, ancak HMKmahkeme önünde tutanağa geçirilecek imzalı beyanlarıyladiyerek sözlü yapılan delil sözleşmesinin tutanağa geçirilmesi gerekliliğini kabul etmiştir.

Delil sözleşmesi bir usul sözleşmesidir, maddi hukuk sözleşmesinin bir şartı şeklinde yapılabileceği gibi taraflar dava açıldıktan sonra yazılı olarak da bir delil sözleşmesi yapabilirler[75]. Sözlü delil sözleşmesinin davada ispat edilmesi gerekir, tarafların dava sırasında delil sözleşmesi yapmaları da beyanlarının duruşma tutanağına geçirilerek imzalamaları suretiyle olur[76]. HMK 200/2’de belirtildiği üzerebu madde uyarınca senetle ispatı gereken husu